UNESCO Halep’i neden görmüyor?

Eskiden Halep deyince aklıma kumaşlar, çarşılar, bezirganlar, kervanlar, yollar ve zenginlik gelirdi. 2012’de artık kurşunlar, havanlar, toplar ve gülleler geliyor. Ve sonra Unesco geliyor. Bilindiği gibi UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) veya Türkçe söyleyişiyle Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, insanlığın hayrına çalışan önemli bir kurumdur. II. Dünya Harbi’nin yakıp yıktığı dünya kültürel mirası üzerine çalışmalar yapmak üzere kurulmuştur. Halen merkezi Paris’tedir ve Türkiye masası, tarihindeki en etkin çalışmaları yapmakta, hemen her yıl Türk kültür ve medeniyetiyle ilişkilendirilmiş kişi, kurum ve olayları anma programına aldırmaktadır.

Söz gelimi bu yıl (2012) Nabi, Itri, Piri Reis yılı olarak kayıtlara geçmiş ve dünya listesine girmiştir. Şimdi bana, “İyi ya işte, derdin ne?” diyebilirsiniz. Derdim, Türk masasıyla değil, bizzat UNESCO’nun kendisiyle. Nedeni de Kahire, İskenderiye, Yemen, Şam ve ille de Halep.

UNESCO’nun var oluş nedeni dünya bilim ve kültürü olduğuna göre, söz gelimi Halep’te sürmekte olan çatışmalarda Halep Çarşısı’na düşen bombalar, Halep müze ve kütüphanelerinde meydana gelen tahribat, -daha evvel Bağdat’ta olduğu gibi- yağmalanan, silah tutan hoyrat ellere bırakılan eserler için UNESCO ne yapmaktadır? İnsanlar birbiriyle savaşırsa birkaç kişi ölür, en kötü ihtimal ile bir nesil yok olur; ama eğer insanlar kültüre aldırış etmeden savaşırsa bir milletin topyekün geleceği yok olur. Bugün Arap dünyasında ve özellikle Suriye’de olup bitenler maalesef bu aymazlık ile sürdürülmektedir. Halbuki UNESCO’nun buna dur deme hakkı vardır. Çünkü 1954 La Haye Konferansı’nda “Silahlı Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme”yi imzaya açmış, buna ilişkin tüzük ve protokolü kayıt altına almıştır. La Haye Konferansı’nın nihai kararına imza koyan devletler arasında Türkiye gibi Suriye de vardır. Bunun anlamı, kültürel mirası korumak bakımından imza atan ülkeler ne kadar sorumlu ise UNESCO da yaptırım getirerek konuya müdahil olmakta o derece sorumludur. Yani Suriye görevini yapmazsa UNESCO yaptırtır. O halde, Halep’teki dünya kültürel miras listesindeki eserlerin başına gelebilecek bir tahribatı önlemek UNESCO’nun görevleri arasındadır. Çünkü bu sözleşmenin ilk maddesinde kültür malları “Dinî veya lâik, mimari, tarihi anıtlarla sanat anıtları, arkeolojik değerlerdeki yerler, bütünü itibarıyla tarihi veya artistik bir alâka arz eden yapı toplulukları, sanat eserleri, el yazmaları, kitap ve başkaca tarihi, artistik veya arkeolojik değer taşıyan eşya, keza yukarıda bildirilen servetlerden mürekkep bilim koleksiyonlarıyla önemli kitap, arşiv reprodüksiyon koleksiyonları ve emsali gibi milletlerin kültür mameleklerinde büyük önemde yeri olan menkul ve gayrimenkul mallar” olarak tanımlanmakta ve Yüksek Âkıd Taraflar, “Ülkelerinde bulunan kültür mallarıyla bunların korunma tesislerini ve civarlarındaki yerleri, silâhlı bir çatışma halinde bu eserleri tahribe veya bozulmaya maruz bırakabilecek maksatlar için kullanmaktan sakınmak ve bu mallara karşı her türlü düşmanca davranıştan kaçınmak suretiyle işbu mallara riayeti taahhüt ederler.” denilmektedir.

Keza başka bir maddede “Silâhlı bir çatışma halinde menkul kültür mallarının muhafazasına mahsus sayısı mahdut bir kısım sığınak, anıt merkezleri ve büyük önem taşıyan başlıca gayrimenkul mallar özel koruma altına alınabilirler” hükmü getirilmiştir. Halep konusunda UNESCO’yu harekete geçirecek bir başka madde de şudur: “Silâhlı bir çatışma sırasında özel koruma altında bulunan kültür malları (..) milletlerarası bir denetlemeye açık tutulacaktır.” Sözleşme metni milletlerarası mahiyette olmayan çatışmalar için de hükmünü getirmiş: “Milletlerarası mahiyette olmayıp Yüksek Âkıd Taraflardan birinin ülkesinde silâhlı bir çatışma halinde, hasım taraflardan her biri, bu sözleşmenin hiç değilse kültür mallarına karşı saygılı bulunmasıyla ilgili hükümlerine riayetle mükellef olacaklardır.”

İmdi, bütün bunlardan sonra sormak lazımdır: UNESCO Ortadoğu coğrafyasında sürmekte olan çatışmalar ve kaybolmakta olan kültürel mirasla ilgili bir girişimde bulunmuş, bir yaptırım uygulamış mıdır? Yahut güzelim Halep Kalesi’ne, zarif Halep Çarşısı’na Ferâfire veya  Suveyka’ya, Gümrük Hanı veya Saint Simon Manastırı’na, sıradan bir Halep evine veya tarihî Bimaristan’a, camilere, kiliselere, çeşme ve türbelere gülleler düşüyor olması karşısında duyarsız mı kalmıştır?  Eğer böyle ise UNESCO bir Hıristiyan kulübü müdür? Acaba bu gülleler Müslüman kültürün bir eseri yerine Hıristiyani bir kültürün eseri üzerine düşüyor olsaydı veya Halep adı söz gelimi Paris adıyla değişmiş olsaydı UNESCO yine aynı duyar(sız)lığı mı gösterecekti? Ben şahsen Paris’te, Londra’da, Viyana’da, Prag’da dünya tarihi mirasına ait bir tek taşın bile yerinden oynamasına razı olamam; peki ama UNESCO temsilcileri de benim gibi mi düşünüyor? Eğer öyle ise Halep’te, Şam’da, Kahire’de İskenderiye’de bunca kültür tahribatı olurken nasıl uyuyabiliyorlar?

Ah Halep!.. Bereketi ve bolluğu harman eyleyen Halep!.. Sana kurşunlar değil, telli duvaklı tenezzühler yakışırdı

Tags: , , , , , , ,

Leave a Reply

**********
Yazımızı okuduğunuz için teşekkürler, yazımızı Facebook, Twitter veya Email ile diğer arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz. Alttaki Yorum Yap bölümünden yazımıza yorumlarınızı eklemeyi unutmayınız.

Bu yazıya yapılan yorumları RSS 2.0 beslemesi ile takip edebilirsiniz.